Eylulunsessizligininsesiyim - Hasan YILMAZ !!! - Blogcu


Eylulunsessizligininsesiyim - Hasan YILMAZ !!!

5/1/2008 - Ben deliyim…

Kategori: Siir
Ben deliyim…
Yorgun ve yalnızım. Kaldırımlara misafirim...
Gecenin gözleri üzerimde.
Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem…
Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim.
Ey! Sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene.
Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana...
Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde.

Ben deliyim…
Yağmurun yağması benim için romantik değildir,
ben kurşun yağmurlarını bilirim.
Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ayım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım doğudan eser...
Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
Mezem ise bir dilim umut.
Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı.

Ben deliyim.
Ben buralara ait değilim.
Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, surlarla çevrili bir şehrim.
12 den sonra volta attığım caddelerim, kızıl sakallı bir dayım bir de kara gözlü yarim var benim.

Ben Deliyim.
Söyleyemediğim düşüncelerim var.
Her akşam ayrı bir meydanda, Atatürk heykelinin karşısında, olmayan aklımı dar ağacına asar, ipini çekerim.
Ölüm, ölüm kurşun olup yağar üzerime.
Binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.
Ben sıratın canbazı, doğal bir felaket, sosyal bir belayım.

Ben deliyim…
Benim mevsimim değişmez, sadece bahardır.
kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
İnsanlardan yalnız çocukları severim, onları da büyüyünceye kadar.

Ben deliyim…
Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.

Ben deliyim...
Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim.
Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım.
Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım.
Sonra, sonra hayallerimle beraber suya düşerim.

Ben deliyim…
Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım.
Dumanı iner efkarımın şehrin üstüne.
Parayı sevmem ama para için çalışırım.
Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde...

Ben deliyim…
Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım.
Ben kendime bile yabancıyım...
Duygularım hep sansüre uğramış, bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım...
Ufacık bir bakış boğazımı düğümler.
Kimi özlediğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım.
Ah! İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım.
Gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşıyor, insanlarınki kankırmızılaşır.
Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim... Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi...
Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu...

Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim...
Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim.
Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım.
Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasında,
Kimisi tükürür, kimisi öper.
Tükürene mezar, öpene lalezar olurum.

Ben deliyim...

Zülfün hergece ihanetler rıhtımında.
Ciğerimin üstünde sevdasını kurşuna dizer.
Ve ufacık bir bakış boğazımı düğümler.

Ben deliyim...
Bulmacaya benzerim. Kimi zaman soldan sağa bir nota.
Kimi zaman yukarıdan aşağıya Eski Mısır'da bir Tanrıyım.

Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım...

Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim.
Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım.
Bir uçtan bir uca kurumuşum.
Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim...
Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum.

Ben deliyim...
Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim.
İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam.
Anlamayana az gelirim, anlayana çok...
Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan...
Ben deliyim...
Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim...
 
"AsmeT"   03,01,2008  Perşembe  01:25:00
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/11/2007 - kovulmak..

Kategori: Siir

Canan... 
Can karşılığında istemektir 
Bir tebessüm çalıp dudağından 
Adını aşk koyup 
Sonra zamana salmaktır 
Avare kalmaktır 
Akrepe dost 
Yelkovana yoldaş 
Rüzgara sırdaş olmaktır 
Bir şiir çekerek kınından 
getirmek kapına 
Sonra kovulmak kapından 
Boylu boyunca yatmak yalnızlığa 
Şiirlerden hicran 
Şarkılardan bir hüzzam acılığı 
Toplanınca avuçlarıma 
Acıyarak 
Kanayarak 
Korkarak uzaklaşırım ya yanından 
Ve tüm acılığıyla 
Sarıp sarmaladığım aşk 
Yaş olup akar 
Âh olup çıkar ya masumane 
İstemektir 
Canan.

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/11/2007 - MADEMKİ YOKLUĞUMLA DAHA MUTLUSUN

Kategori: Deneme

Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…

Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.

Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?

Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.

Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş...

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?


Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece...

Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi...

Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..

Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış...

Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere...

Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...

Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu kez de... Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da öğrendim, sevgili...

O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili...

Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları... Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar... Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Nasıl da ateşliydi sevişmelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...

Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: 'Varlığın artık bana acı vermiyor...'

Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil... Sadece seni sevmek için yaşadım ben!

Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum... Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan ......n oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için...

Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.

Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun...

Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: 'Sevgilim nereye gidiyorsun?'

Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki...

Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı...

Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de... Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun.

Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için...

Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - Intihar

Kategori: Siir

Intihar

Kimse duymadan ölmeliyim
Agzimin kenarinda
Bir parça kan bulunmali.
Beni tanimayanlar
"Mutlak birini seviyordu" demeliler.
Taniyanlarsa, "Zavalli, demeli,
Çok sefalet çekti.."
Fakat hakiki sebep
Bunlardan hiçbirisi olmamali.

 

 

Not : Bu benım son yazım................

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - MAVİ dir aşk.

Kategori: Siir

MAVİ dir aşk.

AŞK'a  düşen renk   mavidir.

Masmavi  .

Mavidir ördüğü kazak yarine.
Nazar boncuğudur Aşkı...

Kara gözlü olsa da
mavi gözlüm  diye saklar yüreğinde..

AŞK'a düşen renk  mavidir  

Pembe düşler  mavidir.
Yosunlardan,   kırçiceklerine,
güneş'in doğuşuna vardır,
mavi

Koyumavi olsa da güneş-batımı,
maviliklerdir yürek de kalan.

Baksanız ya,

"Aslolan yaşamdır" diyen mavi gözlü devadam Nazım
yoldaşım, karım, sevgilim, kardeşim, anam,  kolum, bacağım.demiş.
Erguvanlarla  beslemiştir;
miniminnacık kadınına
 şiirlerini.

Aşksız bir yaşam olabilir mi?

Sardunyalarla örtülü pencerededir, aşkın rengi..

 Köylü güzelinin pazeninde   kırçiçekleri  açar.
  saraylının ipek-kadifedir entarisi;
 kırmızı rujlu,
kırmızı güllü..
Yakar.
 
AŞK seslenirken ipektir  harfleri,
 buzdan  notalara dizilmişse,
ayrılık vardır.

Uçurtmalar diyarına doğru yol aldığı da gerçek..

 Aşk'ı  tanrılar diyarlarında arayanlarda vardır,

Divan Edebiyatı'nda aşık,
 kadını fidan boylu, beyaz tenli, gül yanaklı
 tanrısal bir resme yapıştırırken ,
acımasız, bencilliğini soyar!

Nedense kavuşamayan aşklar da   
 kötü,   sarışındır aşkkadını  .
Erkek ise mağdur.

Hep kandırılan soyulan
Siyah-beyaz filmlerde kadıncıktır !...

Aşk Kadını Leyla,  Aşk Erkeği Mecnun'dur hep .
Nedense yollara Mecnun düşer.

 Aşkın yaşı- başı olmaz.
Aşkkk.Nelere kadirsin.
 yıldızlı tüllerle  güne başlanır .
 maviliklerde yok olursun.

Ayrılık rengin koyumavidir..
acılar , hüzünler.
Ruhununun  sancılarını kemiklerin seslerinde
Duyar-sın .

Ne büyük bir acıdır bu ya rabbim!..
 Yaşamadan da olmaz ki.

Aşk'ı   yaşamayan  evrimini tamamlamamıştır!
  
Aşk vücudunun giysisini söker  
Çıplaklıktır  .  
Tümlüktür,  beden - ruh .
<******> Kanaviçe gibi işlersen aşk mavidir.

Yağmurda sırılsıklam olmanın hazzıdır
beyaz yıldızları yağdırır..
altın yapraklar örter yüreğini..
erguvanlar parfümündür..
papatyalar gelinliğindir

Aşk mavi yolculuktur  .
Çiçeği de yabani   papatyadır,
ya da  sürgün çiçeği  lotus  .

Zira aşk bir sürgündür! .
Korkularda başlar yolculuk.
Kaçamazsın.

Yüreğindeki kuşun kanat çırpmasıdır ilk anları..
Gözbebeğinin kahkaha atması.
Güzelleşmektir .
Danstır  .
Renktir

Bazen Çaykovski ya da
Rodrigo'nun Konçertosu'nda
Hüznün dansıdır  .
 
Bir şiire, resme,  bir çocuğun gözlerine aşık olunur .
O aşk başkadır!...

 Aşkı besleyen beden-ruh buluşmasıdır.
Büyüsü budur.
Platonik aşklar mum gibidir,  eriyiverir

Aşk dokunmaktır.

Gerisi hikayedir.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - İNTİHAR

Kategori: Siir

İNTİHAR

bir intihar düşlüyorum 
hayatın arka sokaklarında 
sensiz gecelerden kalma 
bütün insanlardan uzak 
yoksul işi gösterişsiz 

tenini okşayan rüzgarın 
ölüm kokan sesini duyarak 
ve hissederek 
soluğumun alçakça korkusunu 

bir intihar özlüyorum 
yoksul işi gösterişsiz 
sensiz gecelerden kalma 

boynumu geçireceğim ip 
olmasada ingiliz işi 
ve altından değilse de 
şakağıma dayayacağım tabanca 

kafamda bir kurşun deliği 
sensiz gecelerden kalma 

bir intihar özlüyorum 
kan bulaştırmak için yalnızlığıma 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - Yalnız...Korkak...Kekeme....

Kategori: Deneme

Kocaman bir mahalleden
Daracık bir sokağa.
Sokaktan ufacık bir eve
Evden odaya....
Yağlarından tiksinir gibi
kurtulmak ister gibi
kapatmışsındır kalabalıklara kendini.
Gitgide yanlız kalmışsındır.
Yalın yaşanan gecelerde
Gitmekle kalmak arasında dolanırken
Beynine bir silah gibi dayamışsındır korkularını.
Yalnız...Korkak...Kekeme....

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - İmkansızdık

İmkansızdık

Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim...

Ve biliyorum ki o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak
düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş
konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam
da içimde sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...

Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış;
gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne
gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim...

Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin
yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda
tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın
dört yanımı; ve kendim için çok geçti. Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa
olmazlarım; ilkelerim, yargılarım...

Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa
buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum
hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma
yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun. "Belki"lerden,
"ihtimal"lerden, "keşke"lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun
düşler büyüterek...

Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum.
Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.

Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok
daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda...

Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü
anlatıyorum...

Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide
zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum...

Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum… Umut; hep var olacak <******>
çünkü...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - ŞEHRİN EN KARANLIK YERİNDE DURUYORUM

Kategori: Deneme

 

ŞehRin en kaRanLık yeRinde duRuyoRum, haydi duRma hiç ümidim, tutunacak biR daLım kalmadı.. başımı yeRe eğme benim, mazLum yeRine koyma.. aLLı puLLu düşLeRim vaRdı oysa.. biR hayat böyLe teRsine dönmez, biR yiğit böyLe haRcanmaz, dağLaRa taşLaRa bağıRasım geLiyoR içim yanıyoR içim, biLdiğin gibi değiL...

Bu biR hikayenin bitişi midiR? bu kanLı biR veda mıdıR? bu son savaşçının yediği kuRşun, bu son kaLenin de düşüşü müdüR? daLgaLaRın çekiLişi, bayRakLaRın yıkıLışı, bu, şaRkıLaRın susuşu muduR? ömRüm kanıyoR ömRüm biLdiğin gibi değiL...

Ben bu hayata asiydim, böyLe değiLdim biR yıLdız kaydı ömRümden, ben diLLemedim işte, heRşeye sıRtımı dönüp koşuyoRum saRı güLLeR kahRoLsun, ısLak gözLeR, beyaz mendiL kahRoLsun, kahRoLsun bu kaLdıRım, bu nezaket, mutLuLuk diLekLeRi canım yanıyoR canım, biLdiğin gibi değiL...

eskiden biR adım vaRdı ümidim feRyadım vaRdı şimdi ben o ben değiLim...

yoLumu biLmiyoRum öLmüyoR güLmüyoRum bu hayat yoRdu beni biLdiğin gibi değiL...

daLLaRım devRiLiyoR gençLiğim savRuLuyoR biR ayaz vuRdu beni biLdiğin gibi değiL...

güLLeRim devRiLiyoR gençLiğim savRuLuyoR biR ayaz vuRdu beni biLdiğin gibi değiL...

eskiden mevsim seçeRdim soLaRdım çiçek açaRdım şimdi ben o ben değiLim

biR nefes biR ahım vaR biLmem ne günahım vaR vedaLaR saRdı beni biLdiğin gibi değiL...

daLLaRım devRiLiyoR gençLiğim savRuLuyoR biR ayaz vuRdu beni biLdiğin gibi değiL...

güLLeRim devRiLiyoR gençLiğim savRuLuyoR vedaLaR yoRdu beni biLdiğin gibi değiL

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2007 - İntihar............

Kategori: Siir

önce kelimeler terketti
kocaman bir boşluğu
kapatır oldu dudaklarım
şimdi peltek bir yalnızlık
anlaşılır bir suskunluk tadıyor dilim

"bir kıyı kenti gibi yaşamak istiyordum
kıyıda bir kent gibi yaşamak düştü avuçlarıma hep eksik yağdı yağmurlar yüzümü
ıslatmak gözyaşlarıma
düştü aksanı bozuk çiçek demetlerinden umduğum medet
ellerimden kora düştü"

ya bir devrik cümle gibi
yanlış anlaşılmaya müsait yaşadım
ya bir dipnot gibi hep
çizgi altında kaldı hayatım

"kanamalı yara olup sızdı içime gün
eksik kalmış düş ortalarına uyandırıldım kalabalıkta yitik çocuk endişesiyle
arayışın tedirginliği büyüttü gözlerimi"

kirpiklerimde bulutların en karası
değdirdim ve bir şimşeğin alazında
tutuştu dünya

yüreğimde intihar resimleri
bittim ve gittim
kibritçi kız’dan
ödünç alınmış masalın
son sayfası gibi
kapandı gözlerim


İntihar resimleri (1)

önce kelimeler terketti
silinmiş bir sözlüğün
yazısız yaprakları gibi
yazgısız açıldı günler

anlam boşluğunda
vurulmuş bir kartal gibi
kanat çırpamadan
düşüvermeler toprağa
böyle başladı

önce kelimeler terketti
güneş ay ve yıldızlar
konacak gökyüzü içimde
mevsimler dönenecek yeryüzü
bulamadığı için
acı umuda yenilmişliğinden
umut halsiz kalmışlığından gitti
aşk kendine yer bulamadığından
vuslat bulunamayan o yerde
gereksiz kaldığından...
o gitti
onlar gitti
en kalabalık kafileydin itiraf edeyim
“sen” gitti

gidişler bir esmer hüzündü
kurşuna çevirdi geceyi
tenimde şehrin lekeleriyle
bir mezar derinliğinde
ölümsüz suskunluklar bıraktı ardında


İntihar resimleri (2)

önce kelimeler terketti
böyle başladı susamak sözlere
göz çukurlarında
tuzlu su birikintisiyle uyuyup
sapanda gerili taşlar gibi
fırlayarak geceden
çölde uyanmalar böyle başladı

kilidine uymayan anahtar gibi
başlayan hayatımla
damarlarında duman olup
tüttüm şehirlerin
sessiz ve içten
sokuldum koynuna gecelerin
kimse yadırgamadı kabul görmeyişimi
ve kendimin izini sürüşüm
bir çıkmaz sokakta son buldu
karanlıkta parlayan
keskinliğe doğru uzanırken boynum
göğsümde pimi çekilmiş bir gece
kalakaldım ortasında hayatın öylece


İntihar resimleri (3)

önce kelimeler terketti
dilimin ardında mapus
kalmak istemeyen
böyle başladı göç mevsimi içimden
tel örgülerle dokuyup ipliğini zamanın
usul usul dizi dizi
kimi küskün kimi üzgün
bezgin terketti kimi
ardından senin için ey hayat
özenle kurduğum
bütün cümlelerim
tanımlarım yorumlarım

böyle başladı
hergün anlaşılmadan ölen
bir şairin yerine doğmanın
bildik sonucunu yaşamak
ve böyle başladı
gözbebeğimde döndürülen bıçakların
acısına banmak ekmeği
suskunluğun bir eylem oluşu
kayıt dışı kalışı sözlerimin zihinlerde
böyle başladı ağlayışı bulutların ve
öylesine bir sağanaktı ki
sıkılsa gömleğim
hüzün renginde sancıya kesmiş
yalnızlıklar sulardı toprağı
aldırma dedim ya
ki aldanmayasın
gözlerimi güzel gösteren
nakış gibi işlenmişliğidir acının


İntihar resimleri (4)

önce kelimeler terketti
böyle başladı
kesilmiş umutlardan
boşalan kanda boğulmalar
ve böyle başladı
ıssız çölde uçsuz yolculuklar
çünkü
aştığım her tepeye
öncesinde yazdığım
adımı bulamadım
fırtına sonrası

adımın bir rüzgarlık ömrü olduğunu
ve hiçbir zaman
suya dönüşmediğini kumun
burada öğrendim
arttı bilgeliğim artmasına da
öğrenemedim alınyazımı okumayı bir
bir de okumayı canıma
işte bu yüzden soluyorum şimdi
bir kadının sırtından ve
gözlerinden bir çocuğun tüten dumanı.

önce kelimeler terketti
önce kelimeler...
önce...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Çivisi çıkmış olan bu dunyada yerinden çıkmış olan çivilere aldırmaksızın kendi yureğimizin iç guzelliği ile guzelleşmek guzelliğimiz ile kendimizi ve dostlarımızı aydınlatmak için sadece ve sadece dostolmak için dost olalım. Dostluklarımızı çınar ağacı gibi dostane bır sekılde buyutelim,yuceltelim BURASI BENIM SESSIZLIĞIMIN SESI... BURASI BENIM SUSKUNLUĞA MAHKUM OLDUĞUM AMA HERKESE SESLENEBILDIĞIM İSTASYON... YUZ USTU BIRAKILISIM BURASI.... . . . . . .

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

  • Deneme
  • Fotograf - Resim
  • Hikaye
  • Makale
  • Siir
  • Yasam
  • Arkadaşlarım

    sontrend
    keremcem06
    yenikonakgenc
    sonkarahindiba
    koyumavi19
    kiremit
    yenilenmek
    bilmediklerimiz
    mutlu31
    resitt
    geberik74sagopakajmer
    dostlarkervani60
    zuzum
    sonsuzlukkervani
    sonbahar06
    yagmurcagla
    askcicegi
    senembugulu
    bferi
    dikisdelisi
    bulaniksu
    ferhat1537
    ormandibi
    gulaymehmet
    fatoscb
    birnur80
    eglenceveyasam
    hande1996
    melikeksk
    beyzadem23
    semanisan
    hermevsimeylul
    bilinmezlikulkesi
    SessizSenfoni
    yesilim
    angeldream
    ilhankoruyucu
    hzr
    siyah
    blogekle
    biltir
    sevgicicegii
    genocide
    dilekveselen
    yesilyaprakess
    HandanGokcek2
    BUSONN
    nesrin4
    enci
    suyuce
    hazal97
    bencesen
    cansuyum93
    adankana
    filiz70
    gizem1
    ahmetyazar
    eroman
    canandansiirler
    BizimVadi
    insansevgidir
    tugcemm
    cicibisiiy
    psipsi
    nedensude
    melekannem35
    essrraa
    tera
    yaraliyim
    zeypiii
    demetinevi
    gonuldunyasi
    elin
    biromur
    Aykiz
    dobra2005
    nilnilseven
    liza9
    sabahYILDIZI
    poem
    yay45
    ayfergokcen
    ozlembby
    ozlemayyildiz
    esra240
    paratoner
    bbblogum
    benhaladeliyim
    zerirem
    Dilefkar
    zahara
    uzlet
    sumeyragul
    beti
    islamiresimgalerisi
    yeniirmak
    kafkasgelini
    cocukcaseyler
    reyhan92
    beklemeodasi
    azadgulu
    biltekbilgisayar
    esmacaner
    cebimdekikelimeler
    asude42
    harnup
    soymet
    cennetgozlumasilsevdam
    ucuncugozsri
    asmetambalaj
    yitiksehir
    aacemicadi
    asude24
    bizimada
    elifsule
    kutupyildizim
    sahragul
    suveydamm
    tugce6106
    asli6106
    1001kopru
    askhersey07
    cansumm
    saclariniz
    fiberoptikci
    feyzoo
    hamt
    huzundenizi
    islamikra
    istekfm21
    kenanyucel
    mehmetorhandurdu
    NILSU35
    webaslanlari
    banucagri
    benpacella
    sacmodelleri
    MeyvelerinFaydalari
    lezzetliyemek
    ABE98
    cerosh07
    DulBayanlar
    genclikdizisikavakyelleri
    guncelyazi
    noneahmet
    hazirankizi
    horseracing
    kimseciklerr
    pacelladan
    buselihayat
    asligulerr
    ozlemkahvecioglu
    senolsan
    philton
    ben1789
    beyonceresimleri
    kesintisizguckaynagi
    sbullock
    teknikpcdersleri
    webmasterkaynaklari