15/11/2009 - İmkansızdık
İmkansızdık
Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim...
Ve biliyorum ki o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...
Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim...
Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti. Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa olmazlarım; ilkelerim, yargılarım...
Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun. "Belki"lerden, "ihtimal"lerden, "keşke"lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...
Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum. Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.
Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda...
Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum...
Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum...
Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum… Umut; hep var olacak <******>******> çünkü...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk,şiir,edebiyat
|
15/11/2009 - MAVİ dir aşk.
MAVİ dir aşk.
AŞK'a düşen renk mavidir.
Masmavi .
Mavidir ördüğü kazak yarine. Nazar boncuğudur Aşkı...
Kara gözlü olsa da mavi gözlüm diye saklar yüreğinde..
AŞK'a düşen renk mavidir
Pembe düşler mavidir. Yosunlardan, kırçiceklerine, güneş'in doğuşuna vardır, mavi
Koyumavi olsa da güneş-batımı, maviliklerdir yürek de kalan.
Baksanız ya,
"Aslolan yaşamdır" diyen mavi gözlü devadam Nazım yoldaşım, karım, sevgilim, kardeşim, anam, kolum, bacağım.demiş. Erguvanlarla beslemiştir; miniminnacık kadınına şiirlerini.
Aşksız bir yaşam olabilir mi?
Sardunyalarla örtülü pencerededir, aşkın rengi..
Köylü güzelinin pazeninde kırçiçekleri açar. saraylının ipek-kadifedir entarisi; kırmızı rujlu, kırmızı güllü.. Yakar. AŞK seslenirken ipektir harfleri, buzdan notalara dizilmişse, ayrılık vardır.
Uçurtmalar diyarına doğru yol aldığı da gerçek..
Aşk'ı tanrılar diyarlarında arayanlarda vardır,
Divan Edebiyatı'nda aşık, kadını fidan boylu, beyaz tenli, gül yanaklı tanrısal bir resme yapıştırırken , acımasız, bencilliğini soyar!
Nedense kavuşamayan aşklar da kötü, sarışındır aşkkadını . Erkek ise mağdur.
Hep kandırılan soyulan Siyah-beyaz filmlerde kadıncıktır !...
Aşk Kadını Leyla, Aşk Erkeği Mecnun'dur hep . Nedense yollara Mecnun düşer.
Aşkın yaşı- başı olmaz. Aşkkk.Nelere kadirsin. yıldızlı tüllerle güne başlanır . maviliklerde yok olursun.
Ayrılık rengin koyumavidir.. acılar , hüzünler. Ruhununun sancılarını kemiklerin seslerinde Duyar-sın .
Ne büyük bir acıdır bu ya rabbim!.. Yaşamadan da olmaz ki.
Aşk'ı yaşamayan evrimini tamamlamamıştır! Aşk vücudunun giysisini söker Çıplaklıktır . Tümlüktür, beden - ruh . <******>******> Kanaviçe gibi işlersen aşk mavidir.
Yağmurda sırılsıklam olmanın hazzıdır beyaz yıldızları yağdırır.. altın yapraklar örter yüreğini.. erguvanlar parfümündür.. papatyalar gelinliğindir
Aşk mavi yolculuktur . Çiçeği de yabani papatyadır, ya da sürgün çiçeği lotus .
Zira aşk bir sürgündür! . Korkularda başlar yolculuk. Kaçamazsın.
Yüreğindeki kuşun kanat çırpmasıdır ilk anları.. Gözbebeğinin kahkaha atması. Güzelleşmektir . Danstır . Renktir
Bazen Çaykovski ya da Rodrigo'nun Konçertosu'nda Hüznün dansıdır . Bir şiire, resme, bir çocuğun gözlerine aşık olunur . O aşk başkadır!...
Aşkı besleyen beden-ruh buluşmasıdır. Büyüsü budur. Platonik aşklar mum gibidir, eriyiverir
Aşk dokunmaktır.
Gerisi hikayedir
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk,ihtiras,dostluk,dostolmak,ayrılık
|
5/1/2008 - Ben deliyim…
Ben deliyim… Yorgun ve yalnızım. Kaldırımlara misafirim... Gecenin gözleri üzerimde. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem… Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ey! Sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana... Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum. Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde.
Ben deliyim… Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ayım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım doğudan eser... Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum, Mezem ise bir dilim umut. Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı.
Ben deliyim. Ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, surlarla çevrili bir şehrim. 12 den sonra volta attığım caddelerim, kızıl sakallı bir dayım bir de kara gözlü yarim var benim.
Ben Deliyim. Söyleyemediğim düşüncelerim var. Her akşam ayrı bir meydanda, Atatürk heykelinin karşısında, olmayan aklımı dar ağacına asar, ipini çekerim. Ölüm, ölüm kurşun olup yağar üzerime. Binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim. Ben sıratın canbazı, doğal bir felaket, sosyal bir belayım.
Ben deliyim… Benim mevsimim değişmez, sadece bahardır. kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan yalnız çocukları severim, onları da büyüyünceye kadar.
Ben deliyim… Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.
Ben deliyim... Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra, sonra hayallerimle beraber suya düşerim.
Ben deliyim… Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Dumanı iner efkarımın şehrin üstüne. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde...
Ben deliyim… Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım... Duygularım hep sansüre uğramış, bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım... Ufacık bir bakış boğazımı düğümler. Kimi özlediğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. Ah! İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşıyor, insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim... Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi... Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu...
Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasında, Kimisi tükürür, kimisi öper. Tükürene mezar, öpene lalezar olurum.
Ben deliyim...
Zülfün hergece ihanetler rıhtımında. Ciğerimin üstünde sevdasını kurşuna dizer. Ve ufacık bir bakış boğazımı düğümler.
Ben deliyim... Bulmacaya benzerim. Kimi zaman soldan sağa bir nota. Kimi zaman yukarıdan aşağıya Eski Mısır'da bir Tanrıyım.
Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım...
Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim. Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim... Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum.
Ben deliyim... Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok... Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan... Ben deliyim... Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim...
"AsmeT" 03,01,2008 Perşembe 01:25:00
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
26/11/2007 - MADEMKİ YOKLUĞUMLA DAHA MUTLUSUN
Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…
Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?
Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.
Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.
Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?
Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?
Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.
Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş...
Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?
Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece...
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi...
Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..
Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış...
Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere...
Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...
Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu kez de... Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da öğrendim, sevgili...
O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili...
Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları... Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar... Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Nasıl da ateşliydi sevişmelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...
Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: 'Varlığın artık bana acı vermiyor...'
Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil... Sadece seni sevmek için yaşadım ben!
Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum... Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan ......n oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için...
Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.
Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun...
Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: 'Sevgilim nereye gidiyorsun?'
Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki...
Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı...
Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de... Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun.
Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için...
Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
9/11/2007 - BEKLEYİŞ..
Yapraklar kimildiyor. Cok kimildayanlar dusuyor. Sonbahar... Serin. Insan kar yaginca degil, boyle capkin, birden geliveren sonbahar serinliklerinde yasiyor sogugu...usumeyi... Sonra hafif ates yanaklarda... O atesin oyle bir hâli var ki; insani icine donduruyor. hayat sararirken, insan icindeki sominenin basina cokuyor duygulariyla... Orada nostalji var. Sevgi var. Sevgi niye var ? Niye hep hazir orda ? Isitmak icin. Vefakâr sevgi... Sevgiyi dost edinmek, Sevgiyi cogaltmak. Arkadaslari cogaltir gibi. Raflardan eski, sicak bir kitabi, tozlu ama sicak bir kitabi cekip alir gibi... Ozlenen dosta kavusur gibi... Sevgi vefakâr...
***
Simdi buralarda icime donuk, onca sevgiye ragmen yapayalniz... huzunlere bogulmus... Hem de sonbahar... Hem de yanaklarim usurken... Gonlumun bir kosesinde sicacik bir somine...bir kosesinde Yorgunum... Bu ayriliktan cok beklemenin,sabrin imtihani...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
9/11/2007 - Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat...........
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;
<******>******>
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere... Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!
--
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
4/11/2007 - AYRILIK
Ayrılık
Bir yerde bitiyor. Belki de başladığı yerde... "Ben ondan ayrılmak istemiyorum; bu ilişki için onun da biraz çaba sarf etmesini, sarf ettiğim çabayı fark etmesini istiyorum" diyordu genç kadın...
Sonunda ayrıldılar.
Göz göre göre, bağıra çağıra ayrıldılar.
12 limon isteyen bir kadına 3 limon getirmiş olmasının neden bu kadar önemli bir soruna dönüşmüş olduğunu hiç anlayamadı adam.
"Aslında yaşadıklarımızdan çok farklı cümleler kurabileceğim yüzlerce şey yaşadık seninle" dedi kadın evi boşaltırlarken...
"Haklısın, şu koltuk bu kadar büyük olmasa o bilardo masası bu eve sığarmış meğer..." diye veda etti adama...
Ama siz niye ayrıldınız ki? Ne kadar da yakışıyordunuz birbirinize diyenlere rağmen ayrıldılar...
***
Aslında...
Ayrılığın sebebi olan cümleler, tavırlar, alışkanlıklar ayrıldıktan sonra da değişmiyor...
Her karşılaştığında insan "iyi ki..." diyor...
"İyi ki bitti..."
Ya da...
"Yazık oldu..."
***
Bilmem siz ayrılığı becerebilenlerden misiniz?
Yoksa bir türlü ayrılmayı başaramayanlardan mı?
Ucunu bir türlü bırakmadığınız eski ilişkinizin diğer tarafına zarar vermeye çalıştıkça aslında sizin hayatınızı mı kemirip duruyor öfkeniz yoksa? <******>******>
Belki çocuğunuzu görmeyerek, aramayarak, maddi manevi destek olmayarak, özel günlerinde yalnız bırakarak, eski eşinizden intikam aldığınızı sananlardansınızdır.
Yeni bir ilişki kurmuş olan eski sevdiğinizi durmaksızın karalayarak, hep ondan konuşarak, ne yapıyor diye takip ederek, ne kadar çok kişi onu aşağılarsa kendi basamağınızın o kadar çok yükseldiğini düşünenlerden misiniz ya da?
***
Jennifer Aniston'ın filmi "Ayrılık"ı izledik geçen akşam kız kardeşimle. Hepimizin hayatındaki sıradan günlerden ve ilişkilerden hiçbir farkı yoktu. Ne bir iddiası, ne çözümü, ne öğretisi, ne 'katharsis'i...
Bir şehir hikâyesi işte...
Hepimizin başından geçen...
Ayrılığı becerebilmek gerek. Bittiği yerde yeni bir yola çıkmalı. Yola çıkarken yanına eskiden kalan hiçbir şeyi almamak da ilk katı kural olmalı...
Filmdeki en kayda değer an genç kadının karşısındaki adamdan çok belki de kendisine "Çok farklı cümleler kurabileceğimiz yüzlerce durum yaşadık" itirafıydı...
Öyle olmayabilirdi ama oldu...
Ayrılığı giyinebilmek gerek!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
15/10/2007 - Altı harfte sensizlik yazıldı
Altı harfte sensizlik yazıldı
Ben özleminin yanı başındayken, sen ardına bakmadan gittin...İçim
cız etti, sesim çığlığım oldu.Ama,gitme diyemedim.Oysa ne çok isterdim bu iki hecenin yüreğinde yankılanmasını..
Ağla yaralı kalbim, hepsi yalan Ağla, bir avuç küldür elde kalan
Aktıkça gözyaşım, soluğum kesiliyor.Şimdi onca insanın içinde çırılçıplağım. Tanıdığım, tanımadığım herkes görüyor içimi..
Susmuyor acım.Arttıkça sensizliğim, sızlıyor dört bir yanım.En çok ta yüreğim !... Ben, acıya rağmen hergün yeniden ve yeni baştan seviyorum seni ! Durmak bilmiyor özlemin.Oysa...
Dokunduğun el yalan Sakındığın gül yalan Sel akar kum olur geriye kalan
Sende inandığım ne varsa yalan eyleyip te gittin ! Bende değil hayallerin şimdi Sen gittin, ben sustum çaresizliğin ellerinde.Ne kaldı ki geriye?Gidişini anlasam neye yarar? Duymak istemiyorum ki ben sensizliği ! Anlamların kaybolduğu yerde gerçeği yaşıyorum ben <******>******> Sen; kıyamadığım, düştün yüreğimden acı acı..Yanıyor, yanıyor içim.
Ağla yaralı kalbim, hepsi yalan Ağla, bir avuç küldür elde kalan
Sonu yok, sözü yok, gücü yok gözyaşlarımın.Ağlıyorum, ağlıyorum ve ağlıyorum... Şimdi hiçbirşey bilmiyorum.Sende kaldı bildiğimi sandıklarım.Bana bir tek yalan kaldı !
Yaralı yaralı, yaralı kalbim
Yangınlarda çırpınıyor yüreğim.Sende tutuklu kalan yanlarım ağlıyor.Acıyor, acıyor içim. Elimde yaşamı tüketmiş bir beden.Gözlerimde yağmur. Sadece yaşıyorum, yaşamak denirse buna..
Gittin
İki hece, tek kelime
Altı harfte sensizlik yazıldı
Hasan YILMAZ ...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : ASK, AŞK
|
30/9/2007 - Beni bulmak için aramadın ki hiç...
Beni bulmak için aramadın ki hiç...içime estirdiğin fırtınaları umursamazdı yüreğim, Beklerdi ,sabrı içerdi hücrelerim... Sıcak yaz mevsimini bekledim hep...tutunduğum dalı kesme diye yalvardım sevgiyle... Ağlardım ,öfkelenirdin, şimşekler çakardı başıma ellerinden... Bende ki tek soru; neden .. neden ? Vefamı ayaklarının altında çürüttüğüm için mi ? sadece sev demiştim, sev...bu kadar zor mu sevmek ?Ağlatmak ne kadar kolay sevgiyi...ağlatma ne olur demiyorum artık... Islanalım istedim yağmurlar altında, şemsiyeleri kırıp atalım bir kenara,sırılsıklam olsun elbiselerimiz,üzerimize yapışsın ıslak aşk gibi dedim.Sen kuru kalmayı tercih ettin... Otururdun bir kenara yakardın sigara . Elindeki sigara kadar değerli değil miydim? Keyifle içine çekerken dumanını nasıl da kıskanırdım...duman olsaydım çekseydin ta derinlere...ne elindeki sigara nede kül tablasında sönmüş izmaritim... Söylesene ben neredeyim? Bunaltıcı sıcaklarda serinleten rüzgâr mı,susuz kalan topraklara yağmur muyum? İnkar etmiyorum; gülüm derdin ,dikenlerini de hiç sevmezdin...gül dikensiz olmaz ki... Gülün dikenlerini de törpüledim...olmadı ,kopardım dikenleri...lakin kabul etmedin gülü kopardın dalından... soldu güllerim... Gül budama zamanıdır belki dedim,toprağa yeniden ektim gül dallarını...bu sefer yedi veren olsun...kadife gibi yumuşacık açtırdım içimde ektiğim gülleri... Sadece aşkım için... Yedi veren güllerin rengini de sevmedin...gökkuşağını da sevmezdin. Ben renklerine hayran kalırken,gülüp geçerdin ,sen umursamazdın... Paylaşamam kimseyle seni derdin ya , kendinle de paylaşmadın ki... Sorgulamak değil bende ki ,hâlâ ümit ediyorum,uzatırsın belki ellerini... Ağlamıyorum artık; bir bahçe kurdum, papatyalar var içinde,her biri ayrı gülümsüyor, kendince şarkılar söylüyor,dans ediyor umutlar , sımsıkı sarmaş dolaş... Ayrık otları da var içlerinde...öğrendim otları temizlemeyi ,ellerimi toprağa bulayıp köklerinden çekip atıyorum...kirletmesinler bahçemi...
<******>******>
Gün biterken ; papatyalarım uyuyor ben uyanık kalıyorum.Gece oluyor uzanıyorum gecenin serin ama samimi koynuna ,sarılıyor sımsıkı ...ağlıyorum doyasıya... papatyalarım susuz kalmasın diye...
Hasan YILMAZ !!
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
9/9/2007 - DE GULUM......
DE GÜLÜM
de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim istanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi, darmadağın! üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir sevgi, bitmiştir güven! güven bana gülüm! sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle! hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere hainlere, ezilmelere alışacak.. göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki işte o vakit bana-doğrudur!- şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! siirler var, mektuplar var, çocuklar var, sokaklar var, kediler! inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! ölüm inananlar için sessizce kara kaplı kitaplardan çıkartılacak.. göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın
|
|
Hakkımda
Çivisi çıkmış olan bu dunyada yerinden çıkmış olan çivilere aldırmaksızın kendi yureğimizin iç guzelliği ile guzelleşmek guzelliğimiz ile kendimizi ve dostlarımızı aydınlatmak için sadece ve sadece dostolmak için dost olalım. Dostluklarımızı çınar ağacı gibi dostane bır sekılde buyutelim,yuceltelim
BURASI BENIM SESSIZLIĞIMIN SESI... BURASI BENIM SUSKUNLUĞA MAHKUM OLDUĞUM AMA HERKESE SESLENEBILDIĞIM İSTASYON...
YUZ USTU BIRAKILISIM BURASI....
.
.
.
.
.
.
Kategoriler
Etiket Bulutu
aşk şiir edebiyat ihtiras dostluk dostolmak ayrılık edebiyat şiir kültür sanat eğitim bilim öykü deneme yaşam kadın ASK AŞK
Arkadaşlarım
siyah bizimvadi cicibisiiy nesrin4 sabahyildizi yaraliyim ayfergokcen elin aykiz nedensude tera mutlu31 hermevsimeylul yesilim insansevgidir eroman handangokcek2 zahara canandansiirler paratoner uzlet islamiresimgalerisi ahmetyazar melekannem35 sevgicicegii beklemeodasi cennetgozlumasilsevdam koyumavi19 kiremit geberik74sagopakajmer ilhankoruyucu askcicegi zerrei insan dostlarkervani60 biltir eglenceveyasam dilefkar bbblogum bilinmezlikulkesi bferi adankana beyzadem23 sonsuzlukkervani sonbahar06 demetinevi hande1996 fatoscb birnur80 gonuldunyasi semanisan tugcemm genocide filiz70 yenikonakgenc asude42 kafkasgelini Angel Dream ozlemayyildiz ormandibi dikisdelisi bulaniksu sumeyragul keremcem06 sonkarahindiba azadgulu benhaladeliyim bencesen liza9 senembugulu essrraa soymet yenilenmek yay45 hazal97 Yeni ırmak blogcu cebimdekikelimeler reyhan92 hzr bilmediklerimiz yagmurcagla cocukcaseyler ucuncugozsri
|