Eylulunsessizligininsesiyim - Hasan YILMAZ !!!

26/11/2007 - MADEMKİ YOKLUĞUMLA DAHA MUTLUSUN

Kategori: Deneme

Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…

Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.

Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?

Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.

Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş...

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?


Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece...

Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi...

Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..

Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış...

Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere...

Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...

Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu kez de... Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da öğrendim, sevgili...

O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili...

Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları... Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar... Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Nasıl da ateşliydi sevişmelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...

Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: 'Varlığın artık bana acı vermiyor...'

Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil... Sadece seni sevmek için yaşadım ben!

Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum... Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan ......n oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için...

Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.

Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun...

Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: 'Sevgilim nereye gidiyorsun?'

Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki...

Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı...

Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de... Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun.

Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için...

Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

9/11/2007 - BEKLEYİŞ..

Kategori: Deneme

Yapraklar kimildiyor.
Cok kimildayanlar dusuyor.
Sonbahar...
Serin.
Insan kar yaginca degil, boyle capkin, birden geliveren sonbahar serinliklerinde yasiyor sogugu...usumeyi...
Sonra hafif ates yanaklarda...
O atesin oyle bir hâli var ki; insani icine donduruyor.
hayat sararirken, insan icindeki sominenin basina cokuyor duygulariyla...
Orada nostalji var.
Sevgi var.
Sevgi niye var ?
Niye hep hazir orda ?
Isitmak icin.
Vefakâr sevgi...
Sevgiyi dost edinmek, Sevgiyi cogaltmak.
Arkadaslari cogaltir gibi.
Raflardan eski, sicak bir kitabi, tozlu ama sicak bir kitabi cekip alir gibi...
Ozlenen dosta kavusur gibi...
Sevgi vefakâr...

***

Simdi buralarda icime donuk, onca sevgiye ragmen yapayalniz...
huzunlere bogulmus...
Hem de sonbahar...
Hem de yanaklarim usurken...
Gonlumun bir kosesinde sicacik bir somine...bir kosesinde
Yorgunum...
Bu ayriliktan cok beklemenin,sabrin imtihani...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

9/11/2007 - Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat...........

Kategori: Deneme

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların; <******>

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!


--

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

15/10/2007 - Altı harfte sensizlik yazıldı

Kategori: Deneme
Altı harfte sensizlik yazıldı
 
 
Ben özleminin yanı başındayken, sen ardına bakmadan gittin...İçim
 
cız etti, sesim çığlığım oldu.Ama,gitme diyemedim.Oysa ne çok isterdim bu iki hecenin yüreğinde yankılanmasını..


Ağla yaralı kalbim, hepsi yalan
Ağla, bir avuç küldür elde kalan

Aktıkça gözyaşım, soluğum kesiliyor.Şimdi onca insanın içinde çırılçıplağım.
Tanıdığım, tanımadığım herkes görüyor içimi..


Susmuyor acım.Arttıkça sensizliğim, sızlıyor dört bir yanım.En çok ta yüreğim !...
Ben, acıya rağmen hergün yeniden ve yeni baştan seviyorum seni ! Durmak bilmiyor özlemin.Oysa...

Dokunduğun el yalan
Sakındığın gül yalan

Sel akar kum olur geriye kalan


Sende inandığım ne varsa yalan eyleyip te gittin ! Bende değil hayallerin şimdi
Sen gittin, ben sustum çaresizliğin ellerinde.Ne kaldı ki geriye?Gidişini anlasam neye yarar? Duymak istemiyorum ki ben sensizliği ! Anlamların kaybolduğu yerde gerçeği yaşıyorum ben <******>
Sen; kıyamadığım, düştün yüreğimden acı acı..Yanıyor, yanıyor içim.

Ağla yaralı kalbim, hepsi yalan
Ağla, bir avuç küldür elde kalan


Sonu yok, sözü yok, gücü yok gözyaşlarımın.Ağlıyorum, ağlıyorum ve ağlıyorum...
Şimdi hiçbirşey bilmiyorum.Sende kaldı bildiğimi sandıklarım.Bana bir tek yalan kaldı !

Yaralı yaralı, yaralı kalbim

Yangınlarda çırpınıyor yüreğim.Sende tutuklu kalan yanlarım ağlıyor.Acıyor, acıyor içim.
Elimde yaşamı tüketmiş bir beden.Gözlerimde yağmur.
Sadece yaşıyorum, yaşamak denirse buna..


Gittin

İki hece, tek kelime

Altı harfte sensizlik yazıldı
 
 
 
Hasan YILMAZ ...
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ASK, AŞK

30/9/2007 - Beni bulmak için aramadın ki hiç...

Kategori: Deneme

Beni bulmak için aramadın ki hiç...içime estirdiğin fırtınaları umursamazdı yüreğim,
Beklerdi ,sabrı içerdi hücrelerim...
Sıcak yaz mevsimini bekledim hep...tutunduğum dalı kesme diye yalvardım sevgiyle...
Ağlardım ,öfkelenirdin, şimşekler çakardı başıma ellerinden...
Bende ki tek soru; neden .. neden ?
Vefamı ayaklarının altında çürüttüğüm için mi ? sadece sev demiştim, sev...bu kadar zor mu sevmek ?Ağlatmak ne kadar kolay sevgiyi...ağlatma ne olur demiyorum artık...
Islanalım istedim yağmurlar altında, şemsiyeleri kırıp atalım bir kenara,sırılsıklam olsun elbiselerimiz,üzerimize yapışsın ıslak aşk gibi dedim.Sen kuru kalmayı tercih ettin...
Otururdun bir kenara yakardın sigara . Elindeki sigara kadar değerli değil miydim?
Keyifle içine çekerken dumanını nasıl da kıskanırdım...duman olsaydım çekseydin ta derinlere...ne elindeki sigara nede kül tablasında sönmüş izmaritim...
Söylesene ben neredeyim? Bunaltıcı sıcaklarda serinleten rüzgâr mı,susuz kalan topraklara yağmur muyum?
İnkar etmiyorum; gülüm derdin ,dikenlerini de hiç sevmezdin...gül dikensiz olmaz ki...
Gülün dikenlerini de törpüledim...olmadı ,kopardım dikenleri...lakin kabul etmedin gülü kopardın dalından... soldu güllerim...
Gül budama zamanıdır belki dedim,toprağa yeniden ektim gül dallarını...bu sefer yedi veren olsun...kadife gibi yumuşacık açtırdım içimde ektiğim gülleri...
Sadece aşkım için...
Yedi veren güllerin rengini de sevmedin...gökkuşağını da sevmezdin.
Ben renklerine hayran kalırken,gülüp geçerdin ,sen umursamazdın...
Paylaşamam kimseyle seni derdin ya , kendinle de paylaşmadın ki...
Sorgulamak değil bende ki ,hâlâ ümit ediyorum,uzatırsın belki ellerini...
Ağlamıyorum artık;
bir bahçe kurdum, papatyalar var içinde,her biri ayrı gülümsüyor, kendince şarkılar söylüyor,dans ediyor umutlar , sımsıkı sarmaş dolaş...
Ayrık otları da var içlerinde...öğrendim otları temizlemeyi ,ellerimi toprağa bulayıp köklerinden çekip atıyorum...kirletmesinler bahçemi... <******>
Gün biterken ;
papatyalarım uyuyor ben uyanık kalıyorum.Gece oluyor uzanıyorum gecenin serin ama samimi koynuna ,sarılıyor sımsıkı ...ağlıyorum doyasıya... papatyalarım susuz kalmasın diye...

 

 

 

Hasan YILMAZ !!


Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

4/9/2007 - ?

Kategori: Deneme

Sana kırgın olmak isterdim zaman zaman... Sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını yani üstünde!

Ve; "Unuttuğumu zannetme" diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana...
Yani; beni "unutma ihtimalinin" bile olamayacağı mesafelerde!

Bilirim, seversin beni.
"Bilirim" sadece, çünkü öyle söylersin!..
Ama soluyamam... Ama dokunamam... Ama yaşayamam...
Bilirim, seversin beni;
Odandaki lambanın açma anahtarına iliştirdiğin bir kartpostal gibi!..

Ben, güze bakan ağaçlar gibi meyvelerimi dökmeye başlamışsam dibime...
Ve ben de "senin gibi" sevmeye başlamışsam artık...
Ve ben de sana demeye başlamışsam; "Ben de unutmadım seni!.."
Bir mevsimi tüketmiş demektir tarlalar; ekilmeden, dikilmeden, sulanmadan ve gübrelenmeden...
Halbuki kısır mevsimlere gebedir tüketilmiş her mevsim!

Yıllar, kenarda bekler; geceye doğru giden trenleri gözleyen çocuklar gibi...
Yollar, dürmededir artık kendini!
Ve hatıralar süpürülmededir hafızalardan; "artık" paylaşılmayanlara yer açılsın diye!..

Bilirim tabii ki unutmadığını...
Unutmayışımdan bilirim.
Bilirim, seversin hâlâ beni; çünkü sevmek
"Hâlâ"dır işte, hâlâ aradığımız delîl!

Sana kırgın olmak isterdim aslında, zaman zaman...
Yani üstünde, sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını!
Ve; "Unuttuğumu zannetme" diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana...
Yani; beni unutma ihtimalinin bile olamayacağı mesafelerde!..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

30/8/2007 - aşk 29 harftir..

Kategori: Deneme


AŞK 29 HARFTİR

A

Herkes için bir keredir.
O yüzden başta olandır.
O yüzden başlatandır.

O yüzden aşk A'dır...

B
Bir iyi şeydir
Aşk çocuktur.
Asiliğin en yakışanı,hesapsızlığın en şovalyesidir.

C
Ceylandır aşk...
Sen hiç Leyla'yı gördünmüdür
O yüzden buralıdır
O yüzden dağlarda gezen ceylandır..

Ç
Çaresiliktir,aşk...
Çareyi unutmanın çaresizliğidir.
Çıkışsızdır aşk.
Köprüden geçerken son çıkışı hep geçmektir.

D
Darmadağındır,aşk...
Hesaba,endazeye,tartıya,ölçüye gelmez.
En büyük sermayesi,bildiği gibi olması,en vurucu yanı canının çektiği gibi varolmasıdır.

E
Endişelenmektir,aşk...
Başkalarının ne düşündüğünün umrunda bile olmamasıdır.
Ama ya o?
Onun ne düşüneceğidir aşk...

F
Farkında olmaktır aşk
Umudunu sürekli açık tutmaktır
Aşk zaten her daim bir keşfetme hali değilse nedirki?

G
Galibadır,aşk...(mı?)
Birine galiba aşık olmazsınız
Körkütük olablirsiniz ama...

Ğ
Ğaşiyedir,aşk...
Her şeyi saran kaplayan,değşeti herşeye ulaşan günde
bir himmet aramanın,aşkın anayasasını oluşturan muhabbetin bir işe
yaramasını ummaktır.

H
Hakikattır,aşk...
İstemektir,kesitisiz arzu etmektir.
Geçeceği yollarda,yüzünü görmek umuduyla saatlerce
beklemeyi göze almaktır.Sevdiği çiçeğin adını öğrenmek
için deli gibi ansiklopodi karıştırmaktır.

I
Iscacık benekleridir çocukluğumuzun,aşk...
İlk uykusuz gece İlk defa gökyüzüne salıncak kurup
dünyanın hayhuyuna yüz çevirmektir.

İ
İlktir aşk!
İlk erkeğin,ilk kadına,ilk bakışıdır...

J
Jilet kesiğidir,aşk...
Aşk,adamı berhava eder.
Aşk,insanın elinden jilet yumuşaklığında tutar

K
Kaderdir,aşk...
Aşka irade tesir etmez...

L
Leyla'dır,aşk...
Leyla kadar yakın ve bir okadar da uzaktır aşk..

M
Masumuyettir,aşk...
Aşka düşmek tüm kötülüklerden,tüm hatalardan,tüm
yanlışlardan azad olmaktır...

N
Nefestir,aşk...
Aşksız yaşayamaz insan
Aşk sevgiliyi derin derin içine çekmektir...

O
Olağanüstüdür,aşk...
Ne beklenen gelir,ne gelen beklenir...

Ö
Öndedir,aşk...
Yönetendir,karar verendir,
Tutarsız kılandır aşk...

P
Paylaşmaktır,aşk...
Hayatı çoğaltmak için paylaşmaktır,sahip olduğun herşeyi...

R
Rüyadır,aşk...
Hiç bitmesin istediğimiz bir rüya...

S
Siyah beyaz bi filmdir aşk.
Siyahı fazladır nedense...

Ş
Şimdi gitmektir aşk...
Bütün sabahları,bütün senli günleri şimdi alıp
götürmektir.

T
Tutkudur,aşk...
Seni akşam ilk defa beklemektir...

U
Umuttur,aşk...
Aşık unutmaz ve dahi unutulan aşk değildir...

Ü
Üzüm gözlüdür,aşk!
Aşk delidir deliliği sever...

V
Ve aşktır!
Bir vahadır insanı en ümitsiz çöllerde bile suya erdiren!

Y
Yaydır,aşk...
Böğründe en derin hatıraları taşıyandır...

Z
Zaferdir,aşk...
Tek bir şarkıyla,tek bir şiirle,tek bir kırmızı gülle kazanılan...

 
 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

26/8/2007 - MASALIM OL ! sonuna kadar.......

Kategori: Deneme

Seninle ben... Öylesine.. Bir yıkık kentin sevdalı çocuklarıyız... Yaralı hayatlarıyla birbirlerine sarılan..

Gözlerinden avuçlarıma dökülen sessizlik.. kimsesizlik.. giz.. küskünlük.. bu şimdi neyin nesi... Avuçlarımda donuyor gözlerin.. Suskunluğum gecenin demine, gece sensiz ölüme söz geçirmekte... Uzak bir ülkenin şimdi yolsuz yolcusu yüreğim.. Sadece üşüyorum.. Boğazım düğüm düğüm... '' Yalnızlık '' en iyi şekilde düşüyor kelimelere, yazı kabul görüyor üç noktayı gecenin mateminde.. Şu an bedenime yapışan ağrı(n) öyle büyük ki sevgili; ilaçlar faydasız, sızlanmalar boş kalıyor karşında... Gece mavisi bir yerde bekliyorum şimdi... Uyanamazsam bu yokluğun üşüyen,buz tutan donarak bir kaybolmuşluğa karışırsam bilki esirinim.. Ama uyanırsam içimdeki sızın geçmeyecek biliyorum.. Zamansız rüya diliminin içinde; büyük bir saate bakmaktayım ellerim kelepçeli. Akreple yelkovan istifa edeli çok olmamış belli. Esaretliğimin başladığı zaman diliminde kaybolmuş dakikalar ve ben inadına beklemelerdeyim; bu zamansızlık içinde seni.... Uyanmakla uyanmamak arasında sıkışmış yüreğim; titrek bir kuşun ürkek kalbi gibi atmaktayken, mideme giren bir krampla esaretliğim son buluyor zamansızlıkta...


Ve...
Gözlerimi açtığım anda saplanıyor ağrı(n)...



Duvar kenarındayım; sol ayağım kasıklarıma kadar çekilmiş bir uykuda... Sen sevmezsin kimsesizliğimi.. Hadi gülümse geceme hiç olmadığım kadar kimsesizim... Doldur ceplerine yokluğu... Dilimi dikenli tellere sardım, konuşsam senden önce ben kanayacağım..o yüzden bu hüzünbaz tebessümüm uysalca...


<******> '' AŞK '' sın sen.. Ne olduğu belirsiz karmakarışıklık içinde grim'si bir tutku yada kırmızı korun yüreğe düşmesi.. Sevdiğimin gözleri küsmüş,''İstanbul'' ağlıyor.. Şimdi'nin sessizliği içimden gözlerine doğru ilerlerken, bir martı çığlığı cevabımın yolunu kesip ellerini dudaklarıma taşıyor.. Suskunlukların da yazgısı bozulur yarim... Onların da sonu yazılır..


Bir cümlen geldi aklıma;
''bir şehrin yürek lisanında tozlanmış bir masal anlat bana, gözlerinde başlat melodisini, rengi senin, kaybolmuşluğu bana dair olan'' Demiştin..


Masalları hiç bilemedim koca adam.. Ya masal olsun dilindeki sonsuza; ya da sen MASALIM OL sonuma kadar...
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

25/7/2007 - SEYTAN DAN MEKTUP...

Kategori: Deneme

Seni dün günlük islerini yaparken gördüm. Namaz kilmadan, dua
etmeden bir günü daha geçirdin. Hatta yemek yerken ve yatarken
bile dua
etmek için vakit ayirmadin.

Çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum. Benimle oldugun için
çok mutlu oldugumu söyleyemem.
Hatirliyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala
sevmiyorum. Dogruyu söylemek gerekirse: Senden Allah'tan nefret
ettigim
için nefret ediyorum. Allah beni cennetten attigi için bende seni
kullaniyorum. Seni de Allah'in bana yaptiklarini ödetene kadar
kullanacagim, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.

Biliyormusun aptal. Allah seni seviyor, ama sen hayatin
boyunca benim yanimdaydin. Bunun içinde seni ödüllendirecegim.
Hayatinin
berbat olmasini saglayacagim. Biz ikimiz beraber kaldikça bu
Allah'i çok
üzecek.Zaman senin hayatini kimin yönlendirdigini O'na
gösterecek. Ve bu
senin sayende olacak.

Geçirdigimiz güzel günleri hatirla, insanlari nasil hor
görüyorduk, onlara küfür ediyorduk, çilgin partilere gidiyorduk,
hirsizlik
yapiyorduk, nasil iki yüzlü davraniyorduk, sigara
kullaniyorduk, cami'ye gitmiyorduk, dedikodu yapiyorduk.....
Bunlarin hepsini kaybetmek istemezsin degil mi?
Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalim! Senin için çok
seyler düsünüyorum.
Bu mektupu sana ne kadar deger verdigimi söylemek ve
hayatinin
büyük bir parçasini kullanmama izin verdigine tesekkür etmek
için
yaziyorum.

Aptal, bazen sana çok gülüyorum. Öyle
salakliklar
yapiyorsunki, benim bile migdemi bulandiriyorsun. Sen böyle
devam et.
Yeni nesile
yalanciligi, aldatmayi, kumari ve cami yerine diskolara
gitmeyi ögret. Sen bunlari onlarin yaninda yap ki onlarda seni
örnek
alsinlar.Bir Zaman sonra onlarda aynisini yapacaklardir.
Çocuklar böyle iste.
Neyse, simdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni
görmeye gelecegim. Azicik aklin olsaydi tövbe etmek için <******>
biryerlere
giderdin ve yasayacak oldugun bir kaç seneyi de Allah'la beraber
geçirirdin. Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslinda, ama seni
taniyorum. Sen zaten benim yanimdan ayrilmazsin. Senin yasinda
olan bir
insanin hala günah islemeye devam etmesi saçmalik olsada. Sakin
beni
yalnis anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam
edecek.
Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yaziyi kimseyle
paylasmazdin. Ölüm bizi bulusturana kadar.....
SEYTAN

 

 

( alıntıdır )



 
 
HASAN YILMAZ 13/09/2006 04:00
NOT : GONDERDIĞIM TUM YAZILAR BANA AIT OLUP KESINLIKLE BIR BASKASI TARAFINDAN KULLANILAMAZ.ALINTILAR ZATI ALINTIDIR DIE BELIRTILMEKTEDIR

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

25/7/2007 - Bir kompozisyon misali yasiyoruz hayati...

Kategori: Deneme
Bir kompozisyon misali yasiyoruz hayati...
Giriş, gelişme ve sonuç(!)

Giriş(!)

Sorunlar, ihanetler, gidenler yok bu sayfasinda hayatin. Çünkü gidenlerin neden gittigini, sorunlarin neden olduðgunu bilmiyoruz Hayat bir sahneyse yani, en güzel bölümünde rol aliyoruz bu sahnenin. Aglayanlara, yüzümüzü asarak bakiyoruz, niye acaba? Dercesine.... En agir sorunun içinde de olsak parka gidiyoruz oyun oynamaya....

Gelişme(!)

iste burada bitiyor hayaller,oyunlar,masallar....simdi karsimizda gerçekler. Gizli aglamalar başlıyor, gözyaşları saklanıyor. Hayatına giriyor, ihanetler,yalancı sevgiler ve beraberinde tutkulu aşklar ah hayatımızın bu sahnesinde oyun oynayabilseydik(!) Ne olurdu? anlamasaydık da olanlara ağlamasaydık! Gene de her başlangıç bir ayrılık değildir diyorum... Fakat ilginçtir teoride başlayabiliyorum yeni aşklara...

Sonuç(!)

Sonuç mu? Henüz yok ortada....

 
HASAN YILMAZ 30/04/2006 01:19
NOT : GONDERDIĞIM TUM YAZILAR BANA AIT OLUP KESINLIKLE BIR BASKASI TARAFINDAN KULLANILAMAZ
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, şiir, kültür, sanat, eğitim, bilim, öykü, deneme, yaşam, kadın

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Çivisi çıkmış olan bu dunyada yerinden çıkmış olan çivilere aldırmaksızın kendi yureğimizin iç guzelliği ile guzelleşmek guzelliğimiz ile kendimizi ve dostlarımızı aydınlatmak için sadece ve sadece dostolmak için dost olalım. Dostluklarımızı çınar ağacı gibi dostane bır sekılde buyutelim,yuceltelim BURASI BENIM SESSIZLIĞIMIN SESI... BURASI BENIM SUSKUNLUĞA MAHKUM OLDUĞUM AMA HERKESE SESLENEBILDIĞIM İSTASYON... YUZ USTU BIRAKILISIM BURASI.... . . . . . .

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

aşk şiir edebiyat ihtiras dostluk dostolmak ayrılık edebiyat şiir kültür sanat eğitim bilim öykü deneme yaşam kadın ASK AŞK

Arkadaşlarım

siyah
bizimvadi
cicibisiiy
nesrin4
sabahyildizi
yaraliyim
ayfergokcen
elin
aykiz
nedensude
tera
mutlu31
hermevsimeylul
yesilim
insansevgidir
eroman
handangokcek2
zahara
canandansiirler
paratoner
uzlet
islamiresimgalerisi
ahmetyazar
melekannem35
sevgicicegii
beklemeodasi
cennetgozlumasilsevdam
koyumavi19
kiremit
geberik74sagopakajmer
ilhankoruyucu
askcicegi
zerrei insan
dostlarkervani60
biltir
eglenceveyasam
dilefkar
bbblogum
bilinmezlikulkesi
bferi
adankana
beyzadem23
sonsuzlukkervani
sonbahar06
demetinevi
hande1996
fatoscb
birnur80
gonuldunyasi
semanisan
tugcemm
genocide
filiz70
yenikonakgenc
asude42
kafkasgelini
Angel Dream
ozlemayyildiz
ormandibi
dikisdelisi
bulaniksu
sumeyragul
keremcem06
sonkarahindiba
azadgulu
benhaladeliyim
bencesen
liza9
senembugulu
essrraa
soymet
yenilenmek
yay45
hazal97
Yeni ırmak blogcu
cebimdekikelimeler
reyhan92
hzr
bilmediklerimiz
yagmurcagla
cocukcaseyler
ucuncugozsri