Eylulunsessizligininsesiyim - Hasan YILMAZ !!!

29/1/2007 - Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız;

Kategori: Makale

Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız;

tanıştığımız, selamlaştığımız; klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz,

yanıtlarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...

İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan? Hayır, hiç sanmıyorum.
Gönülde biter her şey; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki,

gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.

İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun; ister en zengini, ister en komiği;

ne yapsa nafile; yüreğine ulaşamaz.
Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır ve ...
yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediğim dediğinin...
Gönlümüzdür hükümdar; kime ne paye vereceğini o belirler.

Kimine "dost", "yar", kimine "tanıdık", "arkadaş" deyip, çıkar işin içinden...
Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...
Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkını vermek ister.
Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur; emek vermek gerekir, ilgilenmek...

Sevdiğim her insanın yaşamına bir anlam katmalıyım; zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı;

dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmak! Hani, bilirsiniz işte!

Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi...
Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya; uzundur kış geceleri...

Dostlar vardır soba gibi; yüreğindeki ateşle ısıtır ellerinizi...
Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneşte gölge; yanarken buz gibi su dökmez üstünüze;

aksine, harlandırır ateşi; bilir ki, yanmayanı hiçbir şey söndüremez.

Dostlar vardır, yıldız gibi; hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde...
Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder yaşamınızı; dili zehir zemberek, bakışları keskindir.
Dostlar vardır gül gibi; sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir.
Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez; dostlar vardır, minder de kafi gelir; sen olursan fark etmez.
Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez; dostlar vardır, efkarının sebebi bir bardak demli çaydır.
Dostlar vardır, omzu her derde devadır.
Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir.
Dostlar vardır dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert...
Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük...
Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını;

yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine...

Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün!
Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli...
Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap; ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır.
Dostlar vardır; yüreğine kök salmış bir çınardır; hiçbir şey deviremez;

gönülden gönüle kurulmuştur köprüler; ne yaşansa atılamaz!
Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...
Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; dostluklar vardır, devam eder ahrette!
İşte böyle dostlardır; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan...

Gönül, her yerde onları arar.
Ve bulduğunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreğimize; bunda bir iş var deriz, takılırız peşine...
Dost olalım gönlümüzle!

-- 
 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ask, edebiyat, öykü, hikaye, kültür, sanat, şiir, dostluk

25/12/2006 - yalnizligin bir ritmi vardir...

Kategori: Makale

                                      Yalnızlığın bir ritmi vardır.

 

Tıpkı arabesk bir şarkının en düşük ritmi gibi.

Tıpkı kalbimin atışlarının ritmi gibi.

Sert bir rüzgarla başladı bu karamsar dünyam.

Yüzüme vurulan bir tokatla başladı yüreğimin sızısı.

İhanet en sert tokat oldu yüzüme çarpan.

Ayrılık, sonu oldu mutlu olan sevinçli günlerin.

.. Ve tek bir bakış öldürdü dudağımdaki tüm tebessümleri ..

 

Kaç zamndır gözyaşı olmayan bir gecem geçmedi. Özledim, geleceğe dair renkli tablolar çizerek uykuya dalmayı. Sonbaharda dökülen yapraklara bile özenir oldum. Eskiden gördüğüm mutlu rüyaların yerini puslu ve gürültülü kabuslar aldı.         Anlatmaya çalıştığım fakat anlatamadığım bu halimin tek sorumlusu, sadece bir tek kişi.

O iyi olan yanlarımın katili.

O alnımın isyan dolu çizikleri.

O siyahlara ram oluşumun tek sebebi.

O kalbimdeki kırmızı gülleri simsiyah alevleriyle yakan, yüreğimin bu dünyadaki cehennemi ! ..

 

Yalan ile tanışmam onun sayesinde oldu. Ömründe yalan söylememiş dil, onun için haykırdı en büyük yalanları. Ayrılık vaktinde söylemiştim, ağlamam ben dayanırım bunlara diye. Yalandı hepsi. Ağladım..   Hemde daha kopmadan senden. Daha o vefasız ve uğruna canım feda gözlerinden çevirmeden gözlerimi. Yıllar oldu görmeyeli o gözleri. Bir bakışımı lutfedeceğim ama karşılığında hiç sonu gelmeyecek şekilde sonsuza kadar her saniye benim için ölecek, dirilip dirilip tekrar öleceksin desen, o bir bakışın yanında bu isteğin, senin için yapabileceklerimin bir tek zerresini oluşturabilir belki.  Gidişin ile üzerime çöken bu yalnızlığı senin aşkından daha büyük bir aşk örtebilir sadece.

Beni bu dünyaya bağlayan şey, seninde bu dünyada olmandan başkası değil. Bilsemki öbür aleme yürümüşün koşarak kucaklarım ölümü. Ne güzel bir düğün olur o gün ölüm ..

Yalnızlığımın içinde nokta kadar bir umut kaldıysa, bu dünyada o da bir gün belki olurda çıkarsın diye karşıma ..

Sınırlı kelimelerin hududunu sınırsız duygularla aşamıyorum. Bu yüzden içimde kalıyor anlatamadıklarım. Yani içimde kalıyor dışa vuramadığım yalnızlıklarım. Yinede anlatmak uğruna yapılan bu çabadan anlaşılana göre, varsa eğer ben bu yalnızlığın ve kederin daha alasını yaşadım diyen,

gelsin ellerinden öperim,

gelsin ve aşkı öğretsin bana,

gelsinde bir son versin bu alev alev yanan cehennem gibi yaralarıma.

 

Gel, her kimsen .

Eğer varsan ve gelebileceksen acele et.

                                       Zira bitmek üzereyim …

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

24/12/2006 - Sahte..........

Kategori: Makale



Sahte dostluklar , sahte sevgiler , sahte insanlarla tüketilmiş zamanlar.. Hayatın ve insanların tüm ikiyüzlülüğüne rağmen yine de gerçek kalmak… Neden yaşamın içinde bir tek gün olsun bende duygularım , düşüncelerim ve davranış biçimlerimde farklı davranamıyorum.Benim ikinci yüzüm nerede… Neden her şey çıkar odaklı kurulmuş , neden bu kadar dengesiz , bu denli adaletsiz … Neden yanlış zamanlarda , yanlış mekanlarda , yanlış insanlarla , değmeyecek dostlara , değmeyecek aşklara , beş para etmez insanlara hak etmedikleri değerleri ve anlamları yüklüyorum. Hayat bir oyun ve ben hala otuzuma üç basamak hala alışamadım… Ve sanırım hiçbir zaman da alışamayacağım. İnsanların duyarsızlığına , duygusuzluğuna , insan olmaktan çok ötede bir nokta da oluşlarına şaşıracak , üzülecek ve belki de yanlışı yapan benim diyeceğim. Kaç insan tükendi hayatımın içinde , kimler kayıp gitti yaşanmış günlerde.. Herkes belki de yaşamın bir yerlerinde insanlar tarafından incitildi , hayal kırıklığına uğradı , yıprandı , üzüldü ve bir daha incinmemek adına ikinci yüzünü keşfetti… Ben ne zaman öğreneceğim bunu , insanların yüzlerine gülüp arkalarından konuşmayı , dost değilken dost olmayı , sadece çıkarlarım doğrultusunda insanlarla olabilmeyi , ne zaman … Biliyorum ki öyle bir an gelecek ki , işte o nokta da pek çoklarından çok ama çok daha tehlikeli olacağım… İçimde ki azmi , sevgiyi , inancı , zekayı ve aklı çok farklı güdülerle kullanmaya başladığım an kendimle karşılaşmak istemem asla.. Umarım bu asla geçek olmaz.. Bazen aklımdan geçse de yine de insanların özlerinde iyi olduklarına dair inancım , kendime olan saygım , buna izin vermiyor…. Farklı olabilseydim şu an olacağım yeri hayal etmek zor geliyor… Önümde duracak engel , yoluma çıkabilecek insan da tanımıyorum. Kötü olabilmek nasıl bir şey acaba .. Aldırmamak o veya bu şekilde hayatında olan , ilişki kurduğun insanlara sadece çıkar odaklı nesneler olarak bakabilmek…..

 

Ne kadar saf ve aptal yaşamışım hayatı. Hiç tanımamışım insanları , hiç anlamamışım , ben bu dünyaya nereden geldim. Bu dünyaya asla ait olmadım ve sanırım olamayacağım da ….

 

Sevgi yalan , aşk yalan , dostluklar yalan .. Hayatımda ki her şey anlamını yitirmişken , sevgiye , insanlara , paylaşılan anlara olan inancımı kaybetmişken , sıfırdan başlamak , yeni yapılar oluşturmak öyle zor ki … Belki istesem yapmak kolay ama bunu yapmak istediğimi de sanmıyorum. Biliyorum ki yeniden anlam kattığım her şey yerle bir olacak , anlamlar yüklediğim her insan anlamsızlaşacak , binalar yıkılacak , yerle bir olacak ve ben tekrar bir enkazın altından çıkmaya çalışacak , tekrar kırılacak , tekrar en dibe vuracağım … Artık kaldıramıyorum….. Var olmak istemiyorum.. Belki de kötü olan , yanlışı yapan benim…. Artık bilmiyorum…. Hiçbir şeyden emin değilim.. Kalbim her geçen gün biraz daha karanlıklaşır , ruhum kötüleşir , vicdanım sesi her gün biraz daha cılızlaşırken ortaya çıkacak eseri görmekten ürküyorum…

 

Her şeye rağmen , bugün bile hala ve hala inatla sizleri düşünmek , nasıl hissedeceğinizi , ne kadar üzüleceğinizi ve aslında nedenlerini bildiğim halde tüm bunları düşünmek içimi yaksa da , bir kısmınızı hala çok sevmek nasıl bir aptallık , nasıl bir acizliktir bilmiyorum. Ben aptal ve aciz biriyim…Sevgi dolu bir yürek insanı aptal ve aciz yapıyor… Bilin ki aslında her şeyin farkındayım…. Ve işin acı yanı da şu ki zaten her zaman da farkındaydım!....

 

Bir gün içimde ki tüm sevgi yok olduğunda , nefret tohumlarını ekersem kalbime ve onları sulayıp yeşertmeyi becerirsem yüreğimde , işte o gün sakın karşıma çıkmayın…. SAKIN BANA MUHTAÇ KALMAYIN…. ASLA ELİMİ UZATMAYACAĞIMI BİLİN ….

 

 

 

Ama korkmayın buna izin vermeyeceğim. Sizlere benzemektense , zamanın ve sizlerin sayesinde kendimi kaybetmektense ölmeyi tercih ederim…. Her gün , her gece dua ediyorum   'BEN BEN OLMAKTAN ÇIKMADAN ÖNCE BU CANI BENDEN AL TANRIM' diye.. Ne kadar paramparça , ne kadar üzgün olduğumu sanırım hiçbir zaman anlamayacaksınız…

 

Dik durmak , sağlam kalmak , inatla yaşamaya ve varlığını sürdürmeye çalışmak , temiz kalabilmek , özünden ayrılmamak ne kadar zor… Daha ne kadar bu şekilde dayanırım bilmiyorum. Kimseyi kırmamak , incitmemek , yaralamamak , üzmemek adına hep kendimden feda ederek bir şeyleri , daha ne kadar gidebilirim bilmiyorum. Hayatın başında son hızla giderken , bir duvara çarpmak kader olsa gerek ….

 

Her canlının bu hayata bir geliş amacı ve misyonu var , ufak yada büyük , kendince ama çarklar için en ufak bir dişli bile önemlidir…. Benim de bu şekilde olmam da , ilahi bir neden vardır elbette… İsyan etmiyorum ama dayanma sınırlarımı çok aştım artık …

 

Ne kadar kötü bir insanmışım meğer ki bu denli yalnız ve bu denli çaresizim …. Göz yaşlarımı görmediğiniz için haklısınız belki de , yüreğimi göremediğiniz için , dışardan nasıl göründüğümün farkındayım .. Asla karşınıza çaresiz ve zayıf çıkmayacağım , Allah beni size muhtaç etmesin asla …. Canımı alsın ama bunu yapmasın… Tek dileğim budur.… Eğer olursa da bir gün , en büyük günahı işleyip , yine de bir an olsun size muhtaç kalmayacağım…. Bu da yeminim olsun…. Benden uzak , Allah'a yakın olun… Her şey gönlünüzce olsun….

 

Hiç kimseyi istemiyorum , sevmek , insanlarla yakınlık kurmak istemiyorum… Tek istediğim tek başıma , kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek , kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek….

 

Sevgi , aşk , dostluk her şey ama her şey sizlerin olsun…

 

Ben sadece birazcık huzur istiyorum…. Bir parça huzur……

 

İncitilmiş zamanlardan uzaklaşabilmek mümkün mü acaba ……..
 
Zeliha BEKOĞLU
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, hikaye, dost, dostluk, arkadaş, arkadaşlık, hikaye, şiir, blog, deneme

23/12/2006 - W. SHAKESPEARE

Kategori: Makale

Shakespeare der ki,

İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil.

İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de
et.

Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.

Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan;
bağır, çağır, kır, dök ve unut!

Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir
parçanın bile kaçmasına izin verme.

Yaşa herşeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için,
laf olsun diye günlerini geçirme.

Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve
bedeninle sev!

Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün
faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri
üzerine çekip kendi kendine "ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.

Düşüncelerin neyse hayatın da odur.

Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.

W. SHAKESPEARE



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, edebiyat, makale, deneme, hikaye, şiir,

26/11/2006 - Coklugun yalın halinden uzakta...

Kategori: Makale

Çokluğun yalın halinden uzakta...


 Kimse kimseye güvenmiyor aslında. Ve kimsenin kimseye güvenmesi için de pratik bir neden
yok ortada!

Çok değil kalabalığız. Yalın değil çıplağız. Çokluğun yalın halinden epeyce uzaktayız.
Ellerimiz kirli. Ellerimizi altına tuttuğumuz sular kirli. Ellerimizi yıkamak isterken
kirletiyoruz en çok.

Dışımızın karanlığından içimiz sıkılıyor. Ama aynı içimiz, hiç sıkılmıyor içimizin
karanlığından.

Birşeyleri anlatamıyorsak, bu daha çok, o şeyleri anlamak istemediğimizden oluyor.

Anlamlı olana ulaşmak için konuşmuyoruz çoğu zaman. Hayatın ağır katarını itelemek sadece
derdimiz.



Aynalara ihtiyacımız kalmadı. Çünkü baktığımız bütün yüzler, bir anlamda bizim yüzümüz.

Çocuklarımıza sinirleniyoruz. Çünkü onlar cesaretle konuşmayı sürdürdükçe, bizim
yaşamazlığımız gizlenemez hale geliyor.

Ölümden neden korktuğumuzu açıklayacak birçok neden bulabiliyoruz. Ama hayatı neden bu
kadar tutkuyla sevdiğimizin bir açıklaması yok.

Ne zaman bir suç yüksek sesle dile getirilse, bağırarak masum olduğumuzu söylüyoruz. Oysa
masumiyet bir fısıltıdır.

Başardığımızı düşündüğümüz şeylerin çetelesini başkaları ile birlikteyken ayrı, kendi
başımızayken ayrı tutuyoruz. İkinci çetele hep daha uzun oluyor.

Kime sorsanız dünyadan umudu kesmiş durumda. Peki neden kimse aynı kesinlikle kendinden
umudu kesmiyor?

Pisliğin giyecek tek bir elbisesi olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü bu varsayım, pisliğin
başka kılıklarda yanımıza yaklaşmasını mümkün kılıyor.

Herşeyi en kısa zamanda unutmak ümidiyle öğreniyoruz. Herşeyi unutulur ümidiyle söylüyoruz.
Seslendirilmemiş bir hafızasızlık andı içmişiz aramızda.

Ortaya bir şey koyamayacağımızı bildiğimizden yarını hiç konuşmuyoruz. Hem yarını konuşsak,
bugünü de konuşmamız gerekecek.

En karmaşık hesapları bile çözebilecek kadar ilerlettik matematik ilmindeki
performansımızı. Ama ruhlarımızdaki hesap ve pazarlıkları göremiyoruz yine de.

Kimse kimseye güvenmiyor aslında. Ve kimsenin kimseye güvenmesi için de pratik bir neden
yok ortada!

Hatır sormalar gündelik olağan tekerlemeler olarak çıkıyor ağızlardan. Biri sıradışı bir
cevap verdiğinde, herkesin canı sıkılıyor bu cevaba.

Sevgilerin kalıplara dökülmüş o kadar çok hazır cümlesi sürüldü ki piyasaya, kimse kendi
sevgisinin sözcüklerini aramaya ihtiyaç duyamıyor.

Uzun sürmüş bağlılıkların varlığı, neredeyse sadece seçeneksizliklerle açıklanabiliyor
artık. Oysa asıl seçeneksizlik, hiçbir şeye bağlanamamaktır.

Gerçekte kimsenin günlerini renklendirecek parlaklıkta bir fikri yok. Bu yüzden sıradan
fikirlere parlaklık kılıfı geçiriliyor mecburen.

Erdemi, erdemsiz ortamlara yakıştırarak kaldırdık tedavülden. Şimdi kendimizi erdemsiz
ortamlara yakıştırmakta bir sakınca görmüyoruz bu yüzden.

Mağdur değil mağlubuz. Doğru değil yanlışız. Gerçeğin yalın halinden epeyce uzaktayız.



Gökhan Özcan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

23/11/2006 - Turkulerın Arkasından Gıtmek

Kategori: Makale

Karlı dağlar karınanmış karınan/Yıllardır da küsülüyem yarınan/Dağlar yaz gelsin /Söylen tez gelsin.  Sonra; Yiğit Muhtaç olmuş kuru soğana/Bilmem söylesem mi söylemesm mi.  Kekük türküsü ne diyor; “Altın hızma incidir/gömleği narincidir/menim lal olmuş dilim/Ne dedi yar incidir.”            Vefaya bak “Hasta düştüm gelmedin bari caan verende gel”

 

Türküler… Ah türküler. Hatta “aahhhhh türküler” demek ancak karşılar içimden geçeni. Bazen bir türkünün arkasından gidip, günlerdir tesiri ile yaşıyorum. “Deymen benim garip yaslı gönlüme/Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım.” Hiç değecek hali kalmış mı sizce de. “Selvi boylu yardan ayrılana” değilir mi hiç. Zaten onun acısı yeter kendisine. Şuna  bakar mısınız. “Selvi boylu ” diyor. Uzun boylu falan demiyor. Zaten kısa boylu olsa da “fidan boylum” derdi. Ne incelik. Nasıl nezih bir davranış.  Niye kaybettik biz bu dili ki. Hiç kahrolmamak elde mi.

 

            Beni tanıyan dostlarım bu yazıyı okuyunca “hayret… kırmızı gül türküsünden başlamamış” demişlerdir kesinlikle. Evet yaa…“Kırmızı gül demet demet/sevda değil bir alamet/………../ Gitti gelmez o muhannet” Offf. Bu nasıl bir türkü. Denilecek çok şey var amma, demeye gerek yok. Türkü diyecekleri diyor zaten.

 

            Ya şu “Tutam yar elinden tutam/çıkam dağlara dağlara” heceleyerek okunan tek türkü. Sanki bir derviş  kollarını önünde birleştirip, elini yenleri içine sokmuş yürüyor. Yürüyor; hem yar’a yürüyor, hem yara yürüyor yaralı, hem türkünün ritmiyle yürüyormuş gibi gözümün önünde canlanıyor, türkü bitene kadar. Yürüyen yar’a ulaşıyor mu ulaşmıyor mu. Türküyü söyleyip ya da dinleyip siz bakın olur mu.

 

            “Yar kendi gelsin” veya “selam salmış aldım tazim ile aleyküm selam” bir başkası  “ana celali yudular başucunda döne döne” şu yemen türküsüne can dayanmaz. “açın çantasını nesi var bir çift potini ile bir de fesi var” (bir dosta “nesi varmış ağabey” diye sorulunca “demeye yüreğim el vermez” demişti yemen türküsünü dinlerken). Yozgat taraflarına geçersek; “Benim yarim yaylalarda oturur ak ellerin soğuk suya batırır” Ziya’nın haline bakın şimdi. “At üstünde kuşlar gibi dönen yar kendi gidip ahbapları kalan yar…. Ziyamın atını pazara tutun” Bu da yüreği yanında bir türkü. “çamlığın başında bir tütün/acı çekmeyenin yüreği bütün” Sürekli damardan alınmaz bu kadar yüksek türkü dozu değil mi. Makinalı ile taramak gibi oluyor.

 

            Türküye bir girdik mi zor çıkacağımızı biliyordum. “Sümmaniye sormuşlar yarinle aran hoş musun/ hoş oluyum olmayım yar benimdir kime ne” Kime ne evet kime ne. “Çıkam dağlara da kurt yesin beni” oofff kıhırı görüyorsunuz değil mi.  Şu barak ile söylenene bakın “gelemez miydin, gelemez miydin. Gelip de halim soramaz mıydın. kurbanlar keserdim geldiğin gece”

 

            Benim dayanacak gücüm kalmadı. Burada noktalayalım isterseniz.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ask, edebiyat, öykü, hikaye, kültür, sanat, şiir, dostluk

20/11/2006 - kucuk deliciklerim....

Kategori: Makale

• • • BİR BAKIŞTA • • •
Ellerimi cebime ıslık çalarak sokabiliyor ve geceyarıları sokaklarda yürüme cesareti gösterebiliyorum. Çocukluğumun en karanlık noktasına gömdün siz korkunç devleri ve bir de yıllarca seyrettiğim dağların ardına hatta güneşin battığı yerlere doğru uçakla gidip güneşin batışını geciktirdim.
Zamana dirensem haykırarak bütün sesimle, sesimin asılı kalması için gökkubbeye. Hey desem sevgili hayalciklerim, kırıntı mısralarım. Çocukluğumda dinlediğim ve geceleri korktuğum devler, çıkın saklandığınız mağaralardan.

Ellerimi cebime ıslık çalarak sokabiliyor ve geceyarıları sokaklarda yürüme cesareti gösterebiliyorum. Çocukluğumun en karanlık noktasına gömdün siz korkunç devleri ve bir de yıllarca seyrettiğim dağların ardına hatta güneşin battığı yerlere doğru uçakla gidip güneşin batışını geciktirdim.

Bir bulut ormanı üstünde şiir okuyarak, mona roza, okuyarak da geçtim dostlarım. Bulutları yarıp çıkan dağ doruklarında dolaşan mısralar gördüm ve geceyarısı translarımda hep bu doruk mısralarını mırıldandım ve sabahları bu mısraları unutmuş olmanın hüznüyle merhaba dedim sabah güneşine. Güneşin kızarmış bir ay olarak doğuşu, ruhuma inşirah, batışı hüzün verdi durdu yıllardır. Hayatım bu inşirahla hüznün arasında mekik dokuyor ve kalbimin kapısından başka birşey girmiyor.

Kapatıyorum insanlara kalbimi, kırmasınlar diye. Hergün kapımı zorluyor birileri.

Yalnızlığıma bürünüp ağlamak isterdim, ince ince aksın isterdim gözyaşlarım. Aksın aksın toprağa ulaşsın. Elini cebine sokup şarkı söyleyerek gelen bir insan görsün kaşının altından kaçamak ve hercai bir bakışla.

O an işte tam o an, toprağın buğulanışını ve o oradan ruhuma yürüyen insan olma erdemini görsün isterdim. Gözyaşı rahmetinin çiçek açışını ve ağlamanın insanlar için ifade ettiği derin anlamı.

Oturup saatlarce hayaller ülkesine dalarak düşünmek istiyorum. Hayallerimde hüzünlenmek, hayallerimde sevinmek. Bir şiirle bambaşka alemlere uzanmak, bir filmle apayrı bir ortamın uzantısınını düşünmek. Düşünmek, düşünmek…

Herşeyden azade düşünmek ve yaşamaya başlamak yeniden güneşin batışı ile doğuşu arasında. "Biz sanatçılar herşeyimizi kaybettiğimiz zaman yaşamaya başlarız" dedi birileri geçenlerde bir filmde. Herşeyi kaybetme cesaretine sahip değilim belki ama herşeyden kendimi azade ederek yaşayacağım küçük zaman dilimlerim olsun istiyorum. Küçük delirmelerim, küçük uçuklarım yani. Bir kumsalda çıplak ayakla dolaşmayı, çalışma masamın bir kenarına kıvrılarak kitabımı orada okumayı ya da dersin en olmaz yerinde bir aşk şiiri mırıldanmayı. Küçük deliciklerim, serazatlarım, dalgalanmalarım…

Zavallılar yıllardır akıllı ulsu adam olma uğraşım nedeniyle hep bastırılmış güdüler olarak kaldınız. Bir akşam İzmir'in denizine tepeden bakarak parkta bir ağacın altında beş güzel adam iftar yapmıştık, cici parktı galiba adı. Bu küçük deliciğimizi hiç unutmam ve orada aldığım bir kararı taşıyıp dururum bir karanfil olarak yakamda.

Heyy desem yine de hey hey! asrın tepesinde durup. Bütün insanlar bana baksa o an ve avucuma aldığım gözyaşıyla karışık bir damla yağmuru göstersem onlara bir de kalbimi ve bir kuş olsam ya da insanların yakasına yerleşiveren bir karanfil.



--
***h@le***

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

20/11/2006 - bugun mu kucuk kus?

Kategori: Makale

Morrie Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü... 1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 70'lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: Hastalık Morrie'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış.

Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş. Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman:

"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?"

Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş. Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.

Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne kavuşmuş. Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar. Morrie'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı. (Mitch Albom, "Öğretmenim Morrie'yle Salı Buluşmaları", Boyner Y. 1997)

Birbirinden ilginç o yanıtlardan benim aklımda kalan ders şu oldu:

"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:

- O gün, bugün mü?

Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... Hayattan istediğim şey bu mu?"

"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın." diyor Morrie... "

- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?" sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:

"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim."

Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak: "Bugün mü küçük kuş, bugün mü?"

CAN DÜNDAR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

17/11/2006 - BİRAZ DURUP UZAKTAN BAKMALI

Kategori: Makale


'BANA asik misin?'
Sevgiliniz bu soruyu sorarsa eger, ki sormamasi  dusunulemez,cevap vermek
icin sure isteyin.
Ne kadar süre?
Belirsiz.
Daha dogrusu iliskinizin omrune bagli.
iliskiniz bitecek, uzerinden epey bir zaman gececek,asik olup olmadiginizi
anlayacaksiniz.
Durum budur.
Gerisi yalandir.
İcindeyken, yani iliski surerken gercegi bilemezsiniz.
Bildirmezler. Araya girerler.
Kimler, neler?
Hirs.
Ekonomik sartlar.
Cinsel cekicilik.
Aliskanlik.
Birbirine mecburiyet.
Hepimizde var olan sevgiliyi kahramanlastırma egilimi.
Falan, filan.

Ancak...
Her sey bitince.
Sular durulunca.
Heyecan dinince.
Zaman geçince.
Sevgiliniz ciplak kalinca...
Anlarsiniz asik olup olmadiginizi.
* *
Dusunun soyle bir...
Tarih olmus sevgililerinizi aklinizdan gecirin.
Hani o deli gibi kiskandiginiz birisi vardi...
Ne o? Yuzu gozunuzun onune gelmiyor tam olarak degil mi?
Hani bir de ayrilirsaniz oleceginizi zannettiginiz birisi vardi...
Biliyorum, simdi adini bile anmak istemiyorsunuz.
Peki onu kaybetmenin dunyanin sonu olacagini  dusundugunuze ne oldu?
''Hayatıma girmeseydi de olurdu'' diyorsunuz, duyuyorum.
Dusunmeye devam edin.
Biri var ki...
Onu hatirlayinca derinlerde bir yerde bir sizi duyuyorsunuz.
Zaten o tam olarak cikip gitmedi ki hayatinizdan.
Artik hiç gorusmeseniz de var o.
Bir yerlerde sakli duruyor.
Siz onu gercekten sevmistiniz.
Ask biter ama izi kalir.
Her iliski bir suru ani birakir ama iz birakan asktir.
Ve galiba bir kere asik olur insan omrunde.
Ve maalesef onu da otekiler gibi yasar.
Keske o sirada farkinda olabilse... Hayatinin aski oldugunu bilse.
Gerci bilse ne olacak?
Hic.
Yine de bitecek.
Su anda asktan aska kosanlar bu dediklerimden bir sey anlamayacaklardir.
Anlamak icin biraz durulup uzaktan bakmak lazım.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ask, edebiyat, öykü, hikaye

17/11/2006 - hayata dair...

Kategori: Makale

HAYATA DAİR...

 

Düşünüyorum da,

sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek...

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,

naif yönlerimizin keşfedilmesi,

cesaretsizligimizin anlaşılması,

korkularımızın paylaşılması

sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında

kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...

...Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.

Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.

Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?

Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.

Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

...

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin

o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna

el kaldırmaya kıyamaz?

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım

karşımdakine.

O da çözülecek belki.

Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadı böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kırılmaktan korkmasak.

İncinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.

Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.

...

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.

Ve kucaklaşsak yeniden.

Tıpkı eskisi gibi.

Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.

Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.

Neler biriktirdiğimizi,

kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız coğrafya zor, sartları ağır.

Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.

Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor.

Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.

Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.

Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yıldızız.

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

 

Rabindranath TAGORE



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ask, edebiyat, öykü, hikaye

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Çivisi çıkmış olan bu dunyada yerinden çıkmış olan çivilere aldırmaksızın kendi yureğimizin iç guzelliği ile guzelleşmek guzelliğimiz ile kendimizi ve dostlarımızı aydınlatmak için sadece ve sadece dostolmak için dost olalım. Dostluklarımızı çınar ağacı gibi dostane bır sekılde buyutelim,yuceltelim BURASI BENIM SESSIZLIĞIMIN SESI... BURASI BENIM SUSKUNLUĞA MAHKUM OLDUĞUM AMA HERKESE SESLENEBILDIĞIM İSTASYON... YUZ USTU BIRAKILISIM BURASI.... . . . . . .

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

aşk şiir edebiyat ihtiras dostluk dostolmak ayrılık edebiyat şiir kültür sanat eğitim bilim öykü deneme yaşam kadın ASK AŞK

Arkadaşlarım

siyah
bizimvadi
cicibisiiy
nesrin4
sabahyildizi
yaraliyim
ayfergokcen
elin
aykiz
nedensude
tera
mutlu31
hermevsimeylul
yesilim
insansevgidir
eroman
handangokcek2
zahara
canandansiirler
paratoner
uzlet
islamiresimgalerisi
ahmetyazar
melekannem35
sevgicicegii
beklemeodasi
cennetgozlumasilsevdam
koyumavi19
kiremit
geberik74sagopakajmer
ilhankoruyucu
askcicegi
zerrei insan
dostlarkervani60
biltir
eglenceveyasam
dilefkar
bbblogum
bilinmezlikulkesi
bferi
adankana
beyzadem23
sonsuzlukkervani
sonbahar06
demetinevi
hande1996
fatoscb
birnur80
gonuldunyasi
semanisan
tugcemm
genocide
filiz70
yenikonakgenc
asude42
kafkasgelini
Angel Dream
ozlemayyildiz
ormandibi
dikisdelisi
bulaniksu
sumeyragul
keremcem06
sonkarahindiba
azadgulu
benhaladeliyim
bencesen
liza9
senembugulu
essrraa
soymet
yenilenmek
yay45
hazal97
Yeni ırmak blogcu
cebimdekikelimeler
reyhan92
hzr
bilmediklerimiz
yagmurcagla
cocukcaseyler
ucuncugozsri